“AKIL TAKIL”ınca -
Akıl üzerine söylenecek söz çok. Çünkü en büyük sermayemizdir akıl.
Hele bir kaybetmeye görün onu. Maazallah, hayatınız kayar; hem sizin, hem de çevrenizin.
“Hâlâ aklınızı işletmeyecek misiniz?” (A’raf, 169) diyen Tanrı buyruğuna rağmen, aklımızı ne kadar çalıştırdığımız şüpheli.
Bakıyorum da, 22 Temmuz’dan beri “akıl saatimiz” durmuş durumda. Toplumdan “tik taklar” gelmiyor. Sadece “tik” geliyor ama yanlış anlamayın, sinirden.
Elektriğe zam geliyor; kaşlar, ekmeğe zam geliyor; gözler oynamaya başlıyor.
Amerika Savunma Bakanı “çıkın” diyor, millette yeni tikler hasıl oluyor. Önce sol omuz istem dışı oynuyor, sonra da sağ.
Korkarım yeni bir “tik” daha edineceğiz. Geliyor bağıra bağıra.
Başbakan; “tuzağa düşmeyin, en az üç çocuk yapın” diyor. (Bu kesin sol bacağı da götürür. Bu seferki tik mik değil, resmen nüzil sebebi.)
Şimdi diyelim üç çocuk yaptık. O da en az!
Doktordu, doğumdu, para ister.
Bebek doğdu, süt ister.
Hastalandı ilaç ister.
Büyüdü ekmek ister.
Okullu oldu, defter ister, kalem ister.
Elbise, ayakkabı cabası.
Bayramlarda para ister.
Çikolata ister, bebek ister.
Ana-babası iş ister, aş ister.
KİM VERECEK?
İş veremediği, aş veremediği milletine, “üç çocuk yap” diyen bir başbakan için, “hafifletilmiş” tek cümle var söylenecek: “Herhalde hangi ülkenin başbakanı olduğunu unuttu.”
22 Temmuz’dan beri, cümleten “bir yerlere” takıldı aklımız; işlemez oldu. Tik taklar duyulmuyor; kurtar, kurtarabilirsen. Sonra?
Ee!. Ya “akıl” işleyecek insanda, ya da “kaş-göz”! Seçim senin.
Seçimini böyle yaptı bu millet. Sırf halk da değil. Sermayesi, basını, hepsi beraber.
Şimdi kimi suçlayacak? Elini suçluyor, “kırılsaydı keşke” diyor. Ama “aklını” suçlayan yok.
Tanrı buyruğu diye başladım lafa, Tanrı buyruğu diye tamamlayayım. Hani Müslüman toplumuz ya, Kur’ an müminiyiz!
Bakın o Yüce Kitap ne diyor?
” …Yapıp ettiklerinden başka neyin karşılığını görüyorlar ki?” (Sebe’ 33)
Bunun üstüne ne desek boş.
Meltem Kaynaş