Çocukları korku zinciriyle tutsak etmek dine hizmet olamaz.
Korku az veya çok her insanda vardır, kaçınılmazdır. Tedbirli olmaya, önlem almaya da iter ama abartılısı ruhsal rahatsızlığa yol açar. Hele ki yaşamın baharındaki çocuklar sözkonusuysa.. Onların yaşam coşkusunu elinden almaya, yaşayarak öğrenip anlamaya engel yeni korkular yaratmaya kimsenin hakkı yok.
Zaten bırakmakta olduğumuz dünyada yeterince ürkütücü sorun ve olay ne yazık ki var.
Korku filmi gibi din dersi..
Gaziantep Hasan Ali Yücel Lisesi’nde, öğrencilere “namaz kılmayan bir gencin başına geleceklerin anlatıldığı, Azrail ve ölüm konulu” şiddet içeren VCD izletildi. Arapça seslendirmeli Türkçe alt yazılı “Rabbim Geri Döndür” adlı VCD’yi izleyen öğrencilerden bazılarında davranış bozukluğu görülürken velilerin şikáyeti üzerine soruşturma başlatıldı.
DİN Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Fatma Yakar’ın öğrencilere izlettirdiği filmde babasının uyarılarına aldırmayan küçük Hasan müzik dinliyor. Uykuya dalan Hasan’ın yanına, elinde orak bulunan beyaz kıyafetli Azrail geliyor ve çırpınarak direnen kurbanının canını alıyor. Hasan, bir imam tarafından yıkanıyor, kefenlenip gömülüyor. Hasan gömüldükten sonra zincirlerle bağlı olarak cehenneme götürülüyor. Siyah kıyafetler içindeki Şeytan, “Gel, Hasan gel. Benim dostumsun. Sen nereye gittiysen, benim esirim oldun. Yoldan çıkartan arkadaşlarınla tanışmana ben vesile oldum” diye onu karşılıyor. Hasan, “Rabbim beni geri döndür” diyerek uyanıyor, namazını kılıp kendisini affedilmesi için dua ediyor. (Hürriyet/Onpunto)
Filmde; 1. Müzik dinlemek ölümcül bir günah gösteriliyor.
2. Yoldan çıkmak anlamına geliyor.
3. Küçücük çocukların kafasına en doğal eğlenme ve sanat hakkı elinden alınıyor.
4. Çocuk dimağına ölüm ve ilahi cezalandırma korkusu işlenerek özgür yaşamı elinden alınıyor.
5. O artık Şeytan’ın değil belki ama “korkunun esiri” olmuştur.
“İti dövmektense, korkutması evladır” diye bir söz var. Yani it yerine koyup dövmekten beter ediyorlar çocukları. Biri uyarıdan öte korkutuyorsa sizi resmen sınır koyuyor, davranış alanınızı, hürriyetinizi kısıtlıyordur.
Öğretmen filmi lise son sınıftan bir öğrencinin getirdiğini, izleyip zararlı bir unsur göremediğini belirtiyor. Demek ki pedagojik formasyonu yetersiz bir öğretmen. Artı, müfredat dışına çıkıp suç işliyor. Filmi getiren öğrencinin nereden aldığı önemli.. VCD’nin, Hatay’da ısı sistemleri yapan bir şirketin promosyon olarak dağıttığı ve kendi reklamını da koyduğu ortaya çıkmış. Şimdi ticarette cemaatlerin uzanmadığı alan yok gibi. En çok da eğitime yöneliyorlar.
Yapılan bir öğretim-öğretim değil, dinsel faaliyet bile değil, insanları çocuktan başlayarak korku ile terbiye etmek, adeta köleleştirmek.Böylece çocuk gelişiminin ihtiyaç duyduğu oyun, müzik, resim, spor gibi etkinliklere kuşkuyla bakacak, diğer arkadaşlarından uzak kalıp sadece dine verecek kendini. İzlendiği ve her an cezalandırılabileceği endişesiyle kendi zincirlerini kendisi bağlayacak. Ondan sonra ruh hali “Takva” filmindekine dönecek. Yersiz bir günah korkusuyla intihar.
Sadece öteki dünya için yaşamak. Hep denetimli ve kitabına göre.. Aklı ve özgürlüğü devreden çıkararak. Ve bunun adına bazı çevreler hala İslam diyorlarsa; bu dine en büyük kötülüğü ediyorlar demektir.
Korku ile inanç olmaz. Sevgi ile olur, özgür irade ile olur. Reşit çağa geldikten sonra, çocukluğu aştıktan sonra olur.
Samanyolu TV’de gösterilen “Sırlar Dünyası” dizisi de bu filmlerle hep aynı tornadan çıkmış gibi aynı fizik ötesi kurgularla donatılmış. İnsanlar bir yöne doğru koşullandırılıyor, hayatını yaşaması engelleniyor, yaratıcılığı,coşkusu köreltiliyor.
Bu tarikat-cemaat okullarına giden çoğu çocuk da bunlara yem oluyor. Ağabeyler, ablalar var oralarda.. Ev ev toplanıyor, birlikte yemekler yiyorlar. Oralarda efsaneler, hikayeler anlatılıyor. Hepsi dehşetli, olağanüstü, fizik ötesi dinsel çağrışımlar içeriyor. Doğaüstü korkular salıyor. Dinsel propaganda adına çocuklara farklı bir bakış açısı ve yaşam felsefesi yerleştiriliyor. Üstelik bazı ailelerin bilgisi altında. Çünkü artık ana-baba sözü daha çok dinliyorlar, artık yaramaz değiller. Ama içlerindeki çocuğu yitiriyorlar. Yaşamdan tad almayı bırakıp, o yaşta öteki dünyaya koşullanıyorlar.
Yazıktır, günahtır yapmayın, dinde korku olmaz, Allah’tan korkulmaz, sevilir, güvenilir diyeceğim ama boş. O yönde eğitilmiş tarikat misyonerleri olgusu bir gerçek. Cirit atıyorlar. Örgütlü olunca güçlüler. Karşıtları organize değil artık. Engel olan yok ellerine kalmıştır halk.
Sanki Allah korkusunun hamileri, onu pazarlayanlar bir yanda, sevgi ve hoşgörüsüne inanalar bir yanda..Her kesim de kendi argumanları üstün gelsin ister gibi.
O çocukları korkuttukları Tanrı “Benim için yanlış imaj verdiniz” diye onları, hamiliğe soyunanları korkutacak olursa, ne ala. Yasal otoritede karşıtlık bile yok çünkü. Yoksa “Korku imparatorluğu”nun gelişimini engellemek çok zor. Bu yazılar da seyrelir gider.
İkna metodu olarak korku çağdışı.. Samimi dindar olduklarını da sanmam. Dünyevi ihtiraslar için paravan olarak kullanıyorlar.
*Korku ile egemenlik kurulamaz.
*”Bir dinin tabiî olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uygun olması lazımdır.” Atatürk.
*Hata yapmaktan korkan insan hiçbir şey yapamaz. Lincoln
*Sevgide korku yoktur. Tersine, yetkin sevgi, korkuyu siler atar.
*Zorla güzellik olmaz.. Atasözü