Bir “kavram kargaşası” ortamı ancak bu kadar başarıyla yaratılabilirdi. Neyin gerçek neyin yalan olduğunu anlayabilene aşkolsun.
Ama Başbakan’ın bile; AKPM Başkanı’nın “Mevlût Çavuşoğlu’ndan talep geldiği”ni açıkça söylediği NTV tarafından görüntülenmiş ve haberi yapılmış olmasına rağmen konuyu yalanladığı, Kamer Genç’e saldırı olayında saldırıyı yapanlara “şiddeti teşvik eder gibi” arka çıktığı bir ortamda kime ne diyebilirsiniz ki?
Yiyecek ekmeği olmayan milyonların yaşadığı bir ülkede hâlâ “kişi başına milli gelir 3000 dolardan 9000 dolara çıktı” diye övünülebiliyorsa, en ciddi sorunlar bir tarafa bırakılıp iktidar ve muhalefet liderlerinin ağız kavgasıyla günler geçiriliyor ve bu kavgalar köşesinde uyuklayan milletvekillerince alkışlanıyor, “çoğunluğun yönetimini küçümsüyorlar” benzeri lâflarla toplum zirve eliyle düşman kutuplara ayrıştırılıyorsa diğerlerine nasıl kızabilirsiniz ki?
Önce neredeyse “Anayasa Mahkemesi kaldırılsın” demeye getirecek şekilde “Birçok demokratik ülkede Anayasa Mahkemesi olmadığını” yazanlar bile çıktı.
Bu yalanlanınca “367 olayında Anayasa Mahkemesi zorlama karar çıkardı. Ucube, garabet vs” dediler. Böylece “Anayasa Mahkemesi kararlarına güvenilemeyeceği” topluma empoze edilecekti. Anayasa’da “cumhurbaşkanlığı seçimleri için 367 toplantı yeter sayısı arandığı” ortaya konduktan sonra yeni bir çözüm bulmaları gerekti.
Yeni çözüm “Generaller Mahkeme üyelerini arayıp 367 kararında baskı yaptılar” iddiasını yaymaktı. Her ne kadar bir anayasa mahkemesi üyelerinin bu tür baskılara boyun eğecek karakterde olamayacakları, ya da boyun eğmeleri için hiçbir nedenin olmadığı biliniyorsa da, bugüne kadar hiçbir iktidar döneminde yargıya karşı bu boyutta bir saygısızlık (ne basından, ne de siyaset tarafından) görülmediyse de artık her şey göze alınmalı, ahlaki ya da değil her ihtimal denenmeliydi.
Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Tülay Tuğcu “Asla bir baskının söz konusu olmadığını ve olamayacağını” açık bir şekilde söyledi. Karar tercihleri genellikle iktidara yakın görünen Başkan Haşim Kılıç bile dayanamayarak Anayasa Mahkemesine yönelik bu iddiaların yanlış ve haksız olduğunu bildirdi.
Ama hayır, yetmiyor, yetmeyecek. Hem Anayasa Mahkemesi’nden “yine baskıyla bir karar çıkarılacağı” ihtimali beyinlere kazınacak ki Mahkeme bundan çekinsin ve halk tepkileri katlanarak büyütülsün, hem de aynı zamanda ordu da karalanacak ki hazır darbe, çete iddiaları gündemdeyken fırsat bu yönde de değerlendirilsin.
Gösterilen çabaya bakınca insan tümüyle ümitsizliğe düşüyor. Anti demokratik müdahale istemezken demokratik denetleme sistemlerini de kaldırmaya bu kadar mı istekliyiz?
Gözler bu kadar mı karardı, yalan bu kadar mı iliklerimize işledi?
Sabahları aynaya bakarken ne hissediyorlar çok merak ediyorum.
Diyoruz ki o çete, bu çete fark etmez gizli işler çevirmeye kalkan, devlet ve rejim için tehlike oluşturan ve “suçu kanıtlanan” her oluşum önlensin, cezalandırılsın.
Ama bu sadece iddialara dayandırılarak, birilerinin intikam duygularını rahatlatmak için masum insanlara etiket yapıştırılan, çamur atılan, sıkıntı çektirilen bir cadı avına elbette dönüştürülmesin.
Yine diyoruz ki “Anayasa’yı ihlal eden, suç oluşturacak eylem ve söylemleri kanıtlanan” partiler de hukukun belirttiği cezaya razı olsun.
DTP, AKP, CHP fark etmez.
Bundan sonra temiz toplum, temiz siyaset, kısacası temiz eller istiyorsak başka yolu yok. Hiç kimse hiçbir nedenle hukuk önünde ayrıcalıklı olamaz, olmamalı.
Gerekiyorsa sıfırdan yeni bir Meclis kurulur ama gelenler kurallara, yasalara saygılı olmayı öğrenmiş olarak gelir.
Devletten aldığı paranın bir kısmını özel bir TV kanalına aktardığı eğer belgeleriyle kanıtlanırsa CHP’de bunun hesabını yargıya vermelidir.
Hem de hiiç sızlanmadan!
Süleyman Bey lafı çevirmeyelim!Miras konusunda fikir soran bir okuyucusuna köşesinden Medeni Kanun yerine İslâm hukukuna göre görüş bildiren Süleyman Ateş hata yaptığını kabul edeceğine hâlâ ısrar ediyor.
Neymiş efendim “bilgiyi suç saymak ilkellik”miş, “İslâm hukuku ana bilim dalı olarak okutuluyormuş. Bilgi olarak. Yoksa burada öğrenilen bilgiler uygulansın diye değil”miş.
İyi ama siz uygulansın diye veriyorsunuz fikirleri, insanları yanılttığınız konularda “çevir kazı yanmasın” olur mu?
Sizin görüşe göre erkek çocuk “2 kız çocuk kadar” miras almalı, 2 kadının şahitliği “1 erkeğinkine” eşit olmalı, kadınların boşanması, alacağı mal ve her şeyin hesabı İslâm hukukuna göre yapılmalı.
Artık İran’da bile bunlar için medeni yasalar arama dönemi başladı. Olacak şey mi söyledikleriniz?
Başkalarını ilkellikle suçlayacağınıza acilen kendinize bir göz atmanın zamanı geldi artık!