“Çelişkini terket !”

ÇELİŞKİLER

Ocak 30th, 2008 at 14:29

Türk tarihini yeniden okumak

Bu yazı, Karacaahmet.org sitesinden alıntıdır.

Düşünülecek bir yazı… Dini bilgilerdeki ezberciliğimiz, tarih bilgilerimize de bulaşmış mı ne … Asla katılamayacağım bazı bölümleri olsa da (kamcılığın devam ettirilmesindeki ısrar, Kürtlere ilişkin kısımlar ve daha pek çok yönleri) bilgilerinize sunuyorum.

TÜRK TARİHİNİ YENİDEN OKUMAK:

SEÇKİNCİ / ELİTİST HEGEMONYAYA SON !

Türklerin tarihi yaklaşık beş bin yıl geriye götürülmektedir. Bunu on bin yıla çıkaranlar da var. Ancak Türk adının ulusumuza isim olması temel alınacak olursa en fazla bin beş yüzyıllık bir tarih de söz konusu olabilir ki, bunu kabul eden pek kimse yoktur. Her ne kadar Türk sözüyle anılmasalar da binlerce yıldan beri Türk dilinin çeşitli biçimlerini / diyalektlerini konuşan toplulukların mevcudiyeti yalın bir gerçektir. Dahası tarihte öyle topluluklar ve uygarlıklar vardır ki hala onların günümüzdeki hangi ulusun kökleriyle ilintili oldukları tartışılmaya devam etmektedir. Böylesi toplulukların pek çoğunun aslında Türki / Türksel topluluklar oldukları fakat güncel siyasal nedenlerin bilimsel ve tarihsel gerçekleri gölgelemeye çalışması nedeniyle gerçeği gizlenmektedir. Bu konuda Sümerleri, Likyalıları, Etrüskleri örnek verebiliriz.

Böylesi toplulukları da hesaba kattığımızda Türk tarihinin bilinenden ve sanılandan daha derin ve köklü olduğu rahatlıkla ileri sürülebilir. İşte bu noktada Türklerin tarihsel bir talihsizliğiyle yüzleşiyoruz. Türkler tarihin hemen hemen her devrinde sanılanın aksine özne olmaktan çok nesne konumuna sürüklenmişler, daha da ilginç olan şu ki, Türkleri nesne konumuna sürükleyen elitler ve egemenler zümresi de soyca ve kültürce yine Türk kitlesinin içinden çıkanlar olmuştur. Belki de şöyle demek olasıdır. Türklük soyca ve kültürce Türk fakat sayıca az olup tarihte özne konumunda bulunanlar tarafından değil de yine onların yönettiği / yönetmeye çalıştığı nesne konumundaki büyük kitleler tarafından temsil edilmiştir. Yani Türk kökenli seçkinler / egemenler, seçkinleşme / egemenleşme süreçleri sırasında ve sonrasında Türklük değerlerine yabancılaşmışlardır. Böylece özgün Türk kimliği geniş halk yığınları yoluya temsil olunmuş ve yaşatılmıştır. Ancak Türk tarihi anlatılırken bu geniş halk yığınlarının tarihi değil de Türklerin içinden çıkan fakat Türklük değerlerine yabancılaşmış olan seçkinlerin / egemenlerin tarihi anlatılmaktadır.

Türk tarihinden bahis açıldığında daima hakanların / kağanların / sultanların / padişahların ve onların çevresindeki diğer elitlerin / egemenlerin tarihi ele alınmaktadır. Hatta bu elitlere ve egemenlere karşı ayaklanan ve aslında soyca ve kültürce onlarla kıyaslanmayacak kadar daha Türk olan kitleler olumsuzlamacı bir jargon kullanılarak isyancı, bozguncu hatta bölücü gibi tanımlamalarla anılagelmektedir.

Oysa bilmekteyiz ki, söz konusu bu olumsuzlamacı jargona muhatap kalanlar olmasaydı bugüne değin yaşayabilmiş bir Türk kültüründen, Türk dilinden kısacası Türklük kimliğinden hiçbir şey kalmayabilirdi.

Ne demek istediğimizi daha net ortaya koyalım.

Ve soralım;

Türk inançlarını bırakıp Budizmi benimsemeyi düşünen Bilge kağan mı daha Türktür, yoksa ona karşı çıkıp Türk inançlarının terkedilmesinin ve Budizmin benimsenmesinin Türkler için kötü sonuçlar doğuracağını düşünen Tonyukuk mu daha Türktür ?

Çinlilerle dost olup sarayda ve Çin ordusunda önemli mevkiler elde eden ve böylece rahat bir yaşam süren Türk soylu elitler / egemenler mi daha Türktür, yoksa topyekün Çin’e ve Çinliliğe karşı ayaklanan karabundandan adsız sansız çeriler mi daha Türktür ?

Açıkça söyleyelim ki Gök Türkler döneminde iş, Türklerin elitlerine / egemenlerine kalsaydı Türkler topyekün Çinlileşip giderdi. Nitekim bu yolla gönüllü olarak asimile olup giden Türk seçkinlerinin ve onların yönlendirdiği Türk topluluklarının mevcudiyeti meçhul değil. Sözgelimi Tabgaçlar bu şekilde Çinlileşip gitmişlerdir. Hatta Tabgaç sözü geriye kalan Türklerin gözünde o denli Çinlilikle özdeşleşmiştir ki, Çinlilerden bahsederken Türkler, Tabgaç sözünü kullanmaya başlamışlardır. Bunu Gök Türk yazıtlarında çok yalın bir biçimde görmekteyiz.

Tarihsel örnekler çerçevesinde sorularımıza devam edelim.

Özellikle İslamlaşma sürecinde ve sonrasında kendi öz dilleri yerine Arapça ve Farsça yazıp konuşmaya başlayan elitler / egemenler mi daha Türktür, yoksa Türkçeden başka bir dil konuşma olanağı bulunmayan göçebe, yarı göçebe Türk / Türkmen kitleler mi daha Türktür ?

Müslüman olmayı, “İSLAMLA ŞEREFLENMEK” diye nitelendiren bir avuç varsıl, seçkin, egemen zümre mi daha Türktür, yoksa tüm baskılara karşın, kültürünü, geleneğini, kamcı inançlarını yaşatmaya çalışan büyük yığınlar mı daha Türktür ?

Arap’ın dilini mükemmel denilecek düzeyde öğrenip “KEŞŞAF” ı yazacak denli Arap kültürüne hizmet eden ve fakat tek satır Türkçe yazı yazmayan, soyca Türk olan Muhammed Zemahşeri mi daha Türktür, yoksa Arapça’ya olan hayranlık düzeyindeki yönelişin ortaya koyduğu aşağılık duygusuna isyan ederek Türk dili için bir sözlük yazıp bunu deyim yerindeyse halifenin gözüne sokarcasına ona takdim eden KAŞGARLI MAHMUT mu daha Türktür ?

Bir düşünelim, Zemahşeri Türklüğe ne verdi ? Kaşgarlı Mahmut ne verdi ?

O halde soralım, ilk müfessir Muhammed Zemahşeri Türk asıllıydı diye övünme budalalığı seçkinci Tarih perspektifimizin bize “armağan ettiği” hastalık değil midir ?

Aynı hastalığı, Türklükle hiçbir ilgisi olmayan ( soy hariç ) Numan Bin Sabit’in / Ebu Hanife’nin Türk kökenli bir İslam hukuk bilgini olduğuyla böbürlendiğimiz trajik ve gülünç halimizde gözlemlemiyor muyuz ?

Bazı çok bilmişlerden şu anda şunu duyar gibiyiz; efendim o zamanlar ilim dili Arapça ve Farsça idi. O nedenle ilim adamlarımız Türk olmakla birlikte Arapça ve Farsça yazmışlardır.

İşte bu anlayışın devamını bugün de yaşamıyor muyuz ? Bugün üniversitelerimizin neredeyse tümü yabancı dillerde eğitim yapmıyor mu ? Türkçe’nin bilim dili olmadığından dem vurulmuyor mu ?

Asırlar geçmiş olmasına karşın demek ki hala pek bir şey değişmemiş.

Sorularımızı sürdürelim.

Farslaşmış Selçuklu elitlerine karşı Konya’da Türkmenleri örgütleyerek ayaklanıp ihtilal yapan ve Türk dilini Anadolu topraklarında ilk kez resmi dil olarak ilan eden Karamanoğlu Mehmet Bey mi daha Türktür, yoksa onu ve yandaşları olan büyük Türkmen yığınlarını bozguncu, fitneci, asi diye nitelendiren soyca Türk ama huyca ve kafaca gayri Türk olan tarihçiler mi daha Türktür ?

Bakınız Ebubekr-i Konyevi adlı bir sözde Türk, Ravzat’ül-Küttab adlı kitabında, Karamanoğlu’nu ve yandaşları olan büyük Türkmen devrimcileri nasıl niteliyor ;

“Türkmen topluluğu ile dinsiz isyancılar…”

Aynı kişi ihtilalin bastırılmasının ardından sözde Türk Şemseddin Cüveyni’yi kutlamak için Arapça bir kaside de yazıyor. Seçkinci tarih anlayışını benimseyen Türk İslam sentezcisi güruhun övündükleri Türkler işte böyle Türklerdir; İsyancı dedikleri Türkmenleri ezen Türkler !

Usanmadan yine soralım, ta ki kafalar değişinceye değin !

Türk çocuklarına medreselerde Arap’ın, Fars’ın dilini İslam ve ümmet adına öğreten ve onlara bu şekilde cennete giden yolları güya gösteren mollalar, Nakşibendi meczupları mı daha Türktür, yoksa;

“Sevmiyorlar bilginler sizin Türk dilini
Erenlerden işitsen açar gönül ilini
Ayet, hadis anlamı Türkçe olsa duyarlar
Anlamına erenler başlarını eğip uyarlar”

Diye haykıran Alevi/Bektaşi yolunun büyük piri, Yeseviliğin kurucusu, Türkistan piri Hoca Ahmet Yesevi mi daha Türktür ?

“Arabi ve Farisiden iki şehbal ister, ta ki pervazı bülend eyleye anka - i sühun” diyen Sümbülzade Vehbi efendi mi daha Türktür, yoksa;

“Türk diline kimseler bakmaz idi
Türklere hergiz gönül akmaz idi
Türk dahi bilmez idi bu dilleri
İnce yolu, ol ulu menzilleri…”

Diyen 14. yüzyıl ozanlarımızdan Aşık paşa mı daha Türktür ?

Mısır’ı ele geçirip bir Türk devletine son veren, halifelikle birlikte oradan Eşari Arap sözde bilginleri İstanbul’a getirerek aklımızı tutulmaya uğratan, Kürt din adamlarının verdiği fetvalarla ve onların peşmergeleriyle işbirliği halinde Anadolu Türkmenlerinin kökünü kazımaya çalışan, iktidar hırsı uğruna babasını tahtan deviren, sürgüne gönderen, hızını alamayıp yolda öldürten Yavuz mu daha Türktür, yoksa; 14 yaşında devlet kurup, kurduğu devletin resmi dili olarak Türkçe’yi seçen, Anadolu Türkmenlerini Kürtlere ve onlarla işbirliği yapan Osmalı’ya karşı yok olmaktan kurtaran, Türkmen önderleriyle Erzincan Tercan yaylasında Büyük Türkmen Kurultayı düzenleyerek, Türk dilinde cem ayini yapan, böylece Osmanlı’nın bazı elitlerinin aşağıladığı Türk dilini ibadet dili noktasına taşıyan ve unvanı bile ” ULU TÜRK ” olan SAFEVİ KIZILBAŞ TÜRKMEN DEVLETİ’nin kurucusu ŞAH İSMAİL mi daha Türktür ?

Börklüce Mustafa, Torlak Kemal ve ulu Türkmen şeyhi Bedrettin Mahmut ve yandaşları olan Türkmenler mi daha Türktür, yoksa onları darağaçlarına gönderen varsıl, seçkin, egemen zümreler mi ?

Neden Şey Bedrettin ve yoldaşları, bugün Türk milliyetçisi olduklarını savunan çevrelerce saygı görmez de isyancı, bölücü ve hatta hain olarak anılır ? Oysa Şeyh Bedrettin yoksul Anadolu Türkmenlerinin umut kaynağıdır. Topraksız köylüleri sömüren bey - ağa takımına başkaldırıp bir avuç seçkinin / egemenin çıkarlarını değil büyük Türkmen kitlelerinin yaşam hakkını, toprağını, ekmeğini, emeğini savunan Şeyh Bedrettin gerçek bir Türkmen önderi, büyük bir Türk kahramanı değil midir ? Şeyh Bedrettin sadece Türkler açısından değil, bütün insanlık tarihi açısından da övgüyle anılmaya layık büyük bir devrimci olarak Türklerin dünya çapında övünmeleri gereken kutlu bir değer noktasında değil midir ? Günümüzde cari olan milliyetçilik nasıl bir Türk milliyetçiliğidir ki Şeyh Bedrettin’in bu özelliklerine karşı kör ve sağırdır ?

Hanedancı, elitist anlayış Türklüğü ve Türk ulusçuluğunu tutsak almıştır. Bu tutsaklık son bulmadan sağlıklı bir Türk tarihi anlayışı ve bunun doğuracağı sağlıklı bir Türklük bilinci maalesef inşa edilemeyecektir.

Maksadın hasıl olduğunu düşünerek ana fikri başkaca ögelerle yineleyelim.

Tarihte ve özellikle de İslamlaşma sonrası Türk Tarihinde Türklüğü temsil eden olaylar ve kişilikler kimlerdir, sorusuna bizce verilmesi gereken yanıt şu olmalıdır:

Türk tarihi, egemenlere karşı girişilen Türk / Türkmen ayaklanmalarının tarihidir. Türk tarihi Emevi / Abbasi anlayışı çerçevesinde İSLAMLAŞARAK ŞEREF KAZANDIKLARINI düşünen ve bu bağlamda güya İslamlaşmayanları da şerefçe eksik gören elitlerin, soyca Türk huyca gayri Türk egemenlerin tarihi değildir.

Türk tarihi, içinden çıktıkları Türk/Türkmen halkına yabancılaşmış olan, Türkmenlerden “Etrak-ı Bi İdrak ” Araplardan ise ” Kavm-i Necib-i Arap” diye bahseden kimi Osmanlı Sultanlarının ve elitlerinin tarihi değil, Türk ve Moğol halklarını bir devlet altında toplayıp Emevi / Abbasi zulmünün öcünü kanırta kanırta Araplardan alarak Türkün yanan bağrına soğuk sular serpen Cengizlerin, Türk katliamlarının planlandığı Bağdat’ı yakan Hülaguların, Sekizinci yüzyılda Azerbaycan’da Arap ordularına ve Arapların satın aldığı Türk soylu Afşin ile onun satılmışlar ordusuna karşı kahramanca direnen Babeklerin, “Biz Türkün başbuğuyuz !” diye haykıran Timurların, Uzun Hasanların tarihidir!

Türk tarihi, Yesevilerin, Dede Korkutların, Baba İshakların, Baba İlyasların, Sarı saltukların, Hacıbektaşların, Yunusların, Düzgün Babaların, Karamanoğlu Mehmet Beylerin, Şeyh Bedrettinlerin, Pir Sultanların, Bozoklu Celallerin, Genç Osmanların, Baba Zünunların, Dadaloğlu’nun, Şah Kulu’nun, Seyyid Nesimilerin, Hubyar Sultanların, Fuzulilerin, Kul Himmetlerin ve Türk’ün son celalisi, büyük isyancı, büyük hain (!), büyük kafir (!) ve halifemiz ve padişahımız efendimize (!) başkaldıran büyük bozguncu, yani aslında bu nedenlerden dolayı en büyük Türk olan KEMAL’in ve Kemalistlerin tarihidir !

Varlığım Türk varlığına armağan olsun !

Mustafa Cemil KILIÇ

www.turkcutoplumcu.com

30.06.2006 / Cuma İstanbul

Rastgele Yazı

 

RSS feed for comments on this post | TrackBack URI