“Çelişkini terket !”

ÇELİŞKİLER

Ocak 30th, 2008 at 11:12

Bazı vakitlerde namaza sınırlama getiren rivayetler Kuran’a aykırıdır

Soru: Güneş doğarken namaz kılmak mekruhtur diye biliyoruz. Bununu sebebinin de çok eski çağlarda insanların, yaşam üzerindeki olumlu etkisinden dolayı güneşi bir tanrı olarak algılamaları, o zaman bunun bir tabiat olayı olduğu bilinmediği için güneşin her doğuşu esnasında minnet duygularını ifade etmek için insanların güneşe tapınmaları olduğu söyleniyor. Böyle yanlış şeylerin meydana gelmemesi için de güneş doğarken namaz kılmanın mekruh olduğunu duymuştum. Eğer sebep bu ise Allah’ın birliğine, ahirete, meleklerine ve peygamberlerine inanan ve güneşin doğmasının bir tabiat olayı olduğunun bilincine varan münevver bir Müslüman’ın tam namaz kılarken güneşin doğması, batması ve buna benzer tabiat olaylarını da yanlış bir şekilde algılamasının mümkün olmayacağını düşünüyorum. Ben sabah namazımı kılarken “acaba güneş şu an doğmakta mı? Ya namaza durduktan sonra doğmaya başlarsa?” diye düşünüyorum. Yani bu konuda tereddütlerim oluyor. Bazen sabah namazı güneşin tam doğuşuna denk gelebiliyor. Burada önemli olan niyet mi? İslâmiyet’te pek çok şeyi bir mantıkla izah etmek mümkün olduğuna göre acaba yanlış mı düşünüyorum? (Erhan Merdioğlu)

Abdullah İbn Ömer’e dayandırılan rivayet
Cevap: Sabah namazının ve ikindi namazının farzı kılındıktan sonra yani güneş doğarken, batarken, bir de öğle vakti güneşin tam ufkun ortasına geldiği zaman nafile namaz kılmanın mekruh olduğunu belirten bazı rivayetler vardır. Şeyh Alî Nâsıf, et-Tâ-cu’l-Câmi’u li’l-Usûl fî Ahâdîsi’r-Resul adlı eserinde bu rivayetleri toplamıştır. Abdullah İbn Abbas’a dayandırılan bir rivayete göre Hz. Peygamber, sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar, ikindi namazından sonra da güneş batıncaya kadar (nafile) namaz kılmaktan men etmiştir.

Abdullah İbn Ömer’e dayandırılan bir rivayete göre de Peygamber şöyle demiştir: “Güneş doğarken, batarken namaz kılmaya çalışmayınız. Çünkü güneş, şeytanın iki boynuzu üzerine doğup batar.” Bir başka rivayette de “Güneşin kaşı görününce, güneş yükselinceye dek namazı erteleyin, güneşin kaşı kaybolunca, tam batıncaya kadar namazı erteleyin” denilmektedir (Seyhan ve Nesâî). Amr ibn Abse ise şöyle demiş: “Ey Allah’ın Elçisi, dedim, gecenin hangi vaktinde namaz ve dua daha çok işitilir (kabul edilir)? Buyurdu ki: Gece ortasının sonları. O zaman, dilediğin kadar namaz kıl çünkü o vakitte kılınan namaz meşhuddur, mektuptur (melekler o namaza tanık olurlar, onu yazarlar, o namaz gerçekten kılınacak, kabul edilecek namazdır).

“Namaz, yapılması gereken bir ibadettir”
Sabah namazını kılıncaya dek ibadet et. Sabah namazından sonra güneş doğup bir iki mızrak boyu yükselinceye dek kıs (artık namaz kılma). Çünkü güneş şeytanın iki boynuzu arasından doğar. O zamanda kafirler güneşe taparlar. Ondan sonra dilediğin kadar namaz kıl, namaz meşhuddur, mektuptur. Nihayet mızrağın gölgesi kendisine eşit duruma (yani sağa sola sapmadan tam ortaya gelip kendisine yapışır hale) gelince kıs (o zaman namaz kılma). Çünkü o zaman cehennem iyice yakılıp işitilir, en sıcak hale getirilir. Ve kapıları da açılır.

Güneş ufkun ortasından (sağa) kayınca yine dilediğin kadar namaz kıl, namaz yapılması gereken bir ibadettir, melekler ona tanık olur. Ta ikindinin farzını kılıncaya dek. Ondan sonra güneş batincaya kadar kılma. Zira güneş, şeytanın iki boynuzu arasına batar ve kafirler güneşe taparlar” (Müslim ve 4 Sünen). Bir başka rivayette de Hz. Peygamber, cuma günleri hariç diğer günlerde gündüzün tam ortasında namaz kılmaktan hoşlanmazdı. Çünkü o zaman cehennem iyice yakılıp kızdırılırmış. Görüldüğü üzere burada üç rivayet var. Biri Abbas oğlu Abdullah’a, öteki Ömer oğlu Abdullah’a, üçüncüsü de Abse oğlu Amr’a dayandırılmıştır.

Abbas oğlu Abdullah’a, Ömer oğlu Abdullah’a ve Abse oğlu Amr’a dayandırılan habere göre Peygamber, belirtilen zamanlarda namaz kılmamayı öğütlediği yahut bu zamanlarda namaz kılmaktan hoşlanmadığı anlatılırken başka bir rivayette ise ibadet için hiçbir zaman sınırlaması bulunmadığı vurgulanmaktadır. Nesai’nin rivayetine göre Hz. Peygamber, “Ey Abd-i Menâf Oğulları, hiç kimsenin, gece gündüz, dilediği zaman, Kabe’yi tavaf etmesine ve namaz kılmasına engel olmayınız” buyurmaktadır. Bu rivayet, bazı vakitlerde namaza kısıtlama getiren öteki rivayetlere aykırıdır. Ayrıca bu kerahet vakti hakkındaki rivayetler Kuran’a da aykırı-dır. Çünkü Kuran’da namaz için bir vakit sınırlaması getirilmemiş, tam tersine güneş doğarken, batarken, namaz kılınması, sabah akşam her zaman secdeye vararak Allah’ın anılması emredilmiştir.

“Gündüzün iki ucunda (sabah, akşam) namaz kıl” (Hûd: 114), “Rabbini, içinden, yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam an, gafillerden olma” (Araf: 205), “Göklerde ve yerde olanların hepsi, ister istemez Allah’a secde ederler. Gölgeleri de sabah akşam (uzanıp kısalarak O’na secde etmektedirler)” (Ra’d: 15), “(Allah’ın ışığı) yükseltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerdedir. Onların içinde sabah akşam O’nu tespih ederfşanının yüceliğini anar)lar” (Nur: 36).

Bu ayetlerde güneş doğarken, batarken her zaman Allah’ın anıldığı belirtilmekte ve Allah’ı böyle ananlar övülmektedir. Rivayetlerde geçen “Güneş, şeytanın iki boynuzu arasında doğar, batar” söylemi bilimsel gerçeklere terstir. Gerçi bunu o zamanlarda şeytana tapıldığı şeklinde mecazi bir söylem olarak yorumlamışlardır ama doğrusu akıl ve gönül Peygamber’in böyle bir ifade kullandığını kabul etmiyor. Zira güneş ne doğar, ne de batar. Güneşin doğup batması, dünyanın, kendi çevresinde dönmesinden kaynaklanır. Ayrıca güneş, öyle şeytanın boynuzları arasına sığacak kadar küçük değildir.

Anılan ayetlerin gösterdiği üzere Kuran’da namaz için bir sınırlama konulmaması gerçeğine aykın olduğu gibi ayrıca birbiriyle de çelişkili olan ve bir iki asır, ağızdan ağıza dolaştıktan sonra yazıya geçirilen iki üç kişiye dayandırılmış aktarımlarla din hükmü saptanamaz. Nitekim Hz. Ali, namazgahta, bayram namazından önce namaz kılan bazı kimseleri görünce: “Ben Allah’ın Elçisi’nin böyle yaptığını görmedim” buyurmuş; “Öyle ise niçin men etmiyorsun?” diyenlere, “Namaz kılmakta olan bir kulu men eden adamı gördün mü? (Alak: 10-11) tehdidi altına girmekten korkarım” demiştir (Râzî, Mefâtîh: 30/21).

Namaz için kerahet vakti diye bir şey yoktur. Her zaman namaz kılınabilir. Hiç ibadet için kerahet vakti olur mu? “Falana veya filana benzememek için” gerekçesi ise anlamsızdır. Dünyada bu kadar din ve ibadet türü var. Pekâlâ Müslümanların kerahet vakti saymadıkları ibadet zamanlarında da ibadet eden başka din mensupları vardır. Öyleyse onlara benzememek için normal ibadetleri de mi bırakacağız? Hem Allah’a ibadet edenlere benzememek diye bir prensip de yoktur. Çünkü yüce Allah, Hz. Peygamber’e, kendinden önceki peygamberlerin izinde gitmesini emretmektedir (En’âm: 90).

Kaynak:Gazete Vatan

Rastgele Yazı

 

RSS feed for comments on this post | TrackBack URI