“Çelişkini terket !”

ÇELİŞKİLER

Kasım 13th, 2007 at 10:05

Sınırlar ve ülkeler

Bir ülke, bir Türkiye düşünün, devlet olmanın gereklerinin tümünü yerine getirmiş. Açı doyurmuş, çıplağı giydirmiş. Vatandaşları, hiç bir zorlama ve baskı altında kalmadan, tamamen gönülden hissederek, Allah bu devlete zeval vermesin diyor.

Bu öyle bir devlet ki, halkının hem dünyevi hem uhrevi mutluluğu için çalışmış. Eğitmiş, eğitmek için araştırmış… Öğretmiş, denetlemiş. İyiliği emretmiş, kötülükten men etmiş.

İnsana ve aklına değer vermiş. Ehiller yetiştirmiş te iş ehline teslim etmiş. Kimsecikleri kayırmamış. İnsanın ırkına kökenine değil de yapıp ürettiklerine, pozitif hayata katkılarına önem vermiş. Türkçe veya Kürtçe, şu dilde bu dilde konuşmaya değil de, doğruyu ve güzeli söylemeye önem vermiş.

Adalet üzerinde tir tir titremiş. Demiş ki, Allah varlığını birliğini dahi adalet üzere açıklamış, kim adaletten yüz çevirirse asla iflah olmaz.

Dinde zorlamaya gitmemiş. Var olan bütün putları / tabuları yıkmış. Kendisi de yeni yeni putlar, tabular icad edip dayatmamış.

Bir problemle karşılaştığında önce kendisini sorguya çekmiş. Ve demiş ki, başımıza gelen her musibet kendi ellerimizin üretip kazandıkları yüzündendir. Biz, neyi yanlış yaptık ki, böyle bir iş başımıza geldi.

Kindar olmamış. Kin gütmemiş. Söyleyenin kimliğine, uyruğuna bakmamış. Ne söylediğine bakmış. Doğru mu söylüyor, yanlış mı ? Kendi aleyhinde olmuş, olmamış değer vermemiş. Demiş ki, Allah adalet yapanları sever. Yılmamış, hiç bir şeyden korkmamış. Demiş ki; eğer inanmış bir kavim isek çok üstünüzdür.

Dostluğu da, düşmanlığı da Allah için… Hiç bir kınayanın kınamasından çekinmemiş. Yahu bütün dünya ne der dememiş, Allah bize nasıl muamaele eder demiş.

Tüm dünya ülkeleri içerisinde, suçluları ihya etmek için çalışmak kaydıyla suçları en çok örtüp bağışlayan, ama azgınlara da göz açtırmayan o olmuş.

Allah neyi araştırın dediyse bunu devlet işi kabul etmiş. Kaynak ayırmış.

Dışarıda söylediği ile ülke içinde söylediği hiç şaşmamış. Özünde sözünde doğruluğu prensip edinmiş.

Ahitlerine sadakat göstermiş. Bölünmekten, yıkılmaktan değil, Allah’tan korkmuş. Demiş ki, Allah zalimler güruhuna asla hidayet etmez.

Hiç bir beladan korkmamış. En buhranlı günlerinde, Allah ne güzel vekildir, O’nun yazdığından başkası başımıza gelecek değil. Biz ancak Allah’a dayanıp güvendik demiş…

Öyle bir ülke ki, topraklarında Allah en büyük adı ile anılmış. Demişler ki, bizler insanlık için en hayırlı bir topluluğuz.

Şimdi böyle bir Türkiye’nin, Türk - Kürt diye bir sorunu olur mu ?

Böyle bir ülkenin terör diye bir sorunu olur mu?

Böyle bir ülke kıyısında kurulmakta olan herhangi bir devletten çekinir mi ?

Böyle bir ülkenin “sınır” diye bir derdi olur mu?

Böyle bir ülkenin sınırları neresidir ?

Beni bu yazıyı yazmaya iten en temel ayet şudur:

“Ey iman edenler ! Siz ilkin kendinizi düzeltmeye bakın. Kendiniz doğru yolu buldunuz mu sapanlar size zarar veremez.”

Allah daha ne desin ?

Bundan daha önemli olan ise, bizlerin bunları birer tatlı hayal olarak görmemizdir.

Kim bunu hayal olarak görürse, Allah’ın rahmetinden kesin olarak ümit kesmiştir.

Allah’ın kendisine / müminlere yardım edeceği hususunda kesin olarak ümitsizlik içerisindedir.

Peki sizler ne düşünüyorsunuz ? Bunlar pembe hayaller midir ?

Böyle bir devlet kurma hedefi sadece peygamberlere özgü müdür ?

Eğer bu işi inanmış insanlar yapmayacak ise, gökten inecek melekler mi yapacak ?

Ali Aksoy, 13.11.2007

Rastgele Yazı

1
  • 1

    selam..

    namaz kılıp af dilemek sonra tekrar hayale dalmak çelişkilerin büyüğüdür zannımca..sebebine gelince çoğunluğu sarmasıdır bu huy yada illetin..
    bence çelişki bu..

    selam ile

    muvahhit on Kasım 16th, 2007

 

RSS feed for comments on this post | TrackBack URI